meliha.zorlu.sitemynet.com
gazete

Vatan
Kapan
Süzgeç
Büyüteç
AKP Dosyası
Kültür ve Sanat
Demokles
Sağlık
Çevre
Haber ABC
Şiddet
Terör
Ortadoğu
Meydan
Kim Ne Dedi?
Resimlerin Dili
Savaşlar
Avrupa
Gözat

Çevre



ŞEHİRLEŞME

Üzeyir Lokman ÇAYCI

Üzeyir Lokman ÇAYCI

Geleceğe hazırlıklı mıyız?

Edirne'deki sel felaketi ülkemizdeki politik manzaraların bir parçası olarak karşımıza çıktı. Bugüne kadar geleceğe hazırlıklı olmama gibi bir eksikliğin içerisinde kararlar alındı... Çevre şartları ihmal edildi. Doğal afetlere karşı gerekli önlemler alınmadı...

Zamanında nehirlerimiz Paris'i besleyen Seine Nehri gibi elektrik üreten barajlara dönüştürülerek birkaç kanala ayrılmış olsalardı bugünkü felaketlerle karşılaşılmazdı.

Bulgaristan'ın Türkiye'ye haber vermeden baraj kapaklarını açması ise ülkemizdeki bugünkü iktidarın komşu ülkeler tarafından önemsenmediğinin bir ifadesi... Yani haberleşme kopukluğuna sebep olan bugünkü yönetimin kendi politik duruşunu sorgulamasının gerekliliği ortaya çıkıyor.

Ülke sorunlarının dışında kalmak

Bu sadece komşu ülkelerle sınırlı değil... İçinde yaşadığımız Avrupa ülkelerinin bakışı da farklı değil... Tavizler, istikrarsızlık, rüşvet ve yolsuzluk söylentileri, kendi vatandaşlarıyla ilişkileri kopuk bir yönetimle ortaya konulan resimler iç açıcı değil. Kerkük'deki sorunlar, Kıbrıs'daki gerginlik gibi bir yığın olumsuz gelişmelerin sorumluluğunu üstlenmeme gibi bir başka görüntüyü ise zaman belirginleştirecek.

Bütün bunları bir kenara itip bugünkü yöneticiler çok başarılı bir çizgide olduklarını söyleyerek kendi kendilerini boş yere aldatmasınlar.

İstanbul'da bu yöndeki ihmallerin başka şekilleriyle karşılaştık. Almanya'nın herhangi bir şehrine yağmur yağsa en ufacık bir su birikintisine rastlamanız mümkün değil. Ama aynı oranda İstanbul'a yağmur yağsa her yer su altında kalıyor... İşte bizim farkımız bu. Politikacılarımız başka şeylerle uğraşıyorlar... Bu nedenle de gerçekler fark edilmiyor.

Boşluğa düşürülenler

Hani ülkemizde demokrasi vardı? Birkaç kişi binlerce kişinin yaşadığı bir bölge için hangi haklarla hiçbir bilimsel araştırma yaptırmadan, bölgede yaşayanların görüşlerine başvurmadan, insanlarımızın geleceğiyle ilgili kararlar alabiliyorlar?

Bulunduğu yer itibariyle Niğde Çimento Fabrikasının yıllardır çevreye ne gibi zararlar verdiğini hiç araştıran yok. Yakınındaki Kapalı Cezaevindeki kader mahkumlarının sağlık açısından ne derece tehdit altında yaşadıkları da bilinmiyor.

İzmir'in Kemalpaşa ilçesine bağlı Yiğitler köyü yakınlarında kurulan çimento fabrikasının, bölgedeki tarım arazilerine zarar vereceğini savunan köylülerin eylemi ise yine aynı duyarlılıktan kaynaklanmaktadır (04 Mart 2006).

İtalya'nın İzmir Konsolosu Michele Tommasi : Manisa bizim yatırım şehrimiz olacak
Son günlerde aynı şekilde Manisa Nifçayı Mevkii'nde Ak Ege Beton firması tarafından bir çimento fabrikası kurulacağı ifade edilmektedir (14.03.2006).

Manisa Valiliği tarafından inşasına izin verildiği ifade edilen fabrikanın gelecekte önemli ölçüde kiraz, şeftali ve üzüm üretiminin yapıldığı geniş bir bölgeyi tehdit edeceği söylentileri çevrede yayılmaktadır. Bu bağlamda kurulacağı söylenilen bu çimento fabrikasının etki alanı olarak Halilbeyli, Sinancılar, Sarılar, Bağyurdu, Yiğitler, Ören, Armutlu, A.Kızılca, Y.Kızılca, Çambel, Bozköy, İğdecik, Karaoğlanlı ve Sütçüler gibi çevredeki köyleri kapsayacağı da düşünülmektedir.

İstanbul'la ilgili müjdenin içeriği
Çok değerli Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR, 08.03.2006 tarihli yazısında "Güzel İstanbul'umuz şantiye alanı mı olacak?" başlıklı yazısında gelecekle ilgili endişelerini dile getirmektedir : "İstanbul Büyük Şehir Belediyesinin, Ocak - Şubat 2006 bülteni geldi. Gönderilen bültenin 13. sayfasındaki Ulaşım Bölümünde, İstanbul'un Avrupa yakasında 60.539 metre ve Anadolu yakasında da 7961 metre uzunluğunda olmak üzere toplam 32 adet tünel için şimdilik 2 milyar dolar harcama yapılarak, İstanbul'un Trafik sorunun çözüleceği müjdesi veriliyor." diyor ve şu soruları soruyor :
Bu tünellerin İstanbul'umuzun trafiği için çözüm olarak ortaya koyanların,

"Her tünelin, yapım sonrası, trafik sorunun çözümüne olan katkı analizinin ne olacağını bilip bilmedikleri?

Toplu taşıma seçeneğine karşı alternatif sayılıp sayılamayacağını içeren bir kıyaslama çalışmasının yapılıp yapılmadığı?"

Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR : "Yanlış park politikası sebebiyle günümüzde trafiğin %50'lik bir randımanla çalıştığını, yollara gelişigüzel bırakılan araçlarla konutlarda çıkan yangınlara itfaiye araçları ile müdahale edilemediğini ve henüz bazı projeler tamamlanmadan yeni projelere başlamanın ise gelecek açısından İstanbul'u istenmeyen şartlara iteceğini" ifade etti.

Çukurlar

Ülkemizde sorumsuzluklardan biri de gelişigüzel yapılan yol çalışmaları ve açılan çukurlar... Tabii ki bu çukurlardan dolayı ortaya çıkan kazalara rağmen sorumsuzlukların daha önce hiçbir şey olmamış gibi artarak devam etmesi... "Avrupa'da bu tür çalışmalarda alınan tedbirler nasıl?" Hiçbir yetkili bunu araştırmaya gerek duymuyor.

Olanlar ölenlere oluyor... Politik demeçlerin içinde göremiyorsunuz akıtılan gözyaşlarını... Meclisten fark edilmiyor acılar...

Şofben ölümleri

Ülkemizde şofbenler sebebiyle ölen yüzlerce kişiyle ilgili olarak şu ana kadar hangi önlemler alındı?

İnşaat ruhsatlarıyla birlikte şofben sistemleri için hangi yönergeler ve kurallar yayınlandı. Ülkemizde üretilen şofbenlerin dünya standartları bakımından diğerleriyle farkı nedir?

Dr. Gündüz TEZMEN'in 06 Aralık 2000 tarihli Hürriyet Gazetesi'nde şofbenlerle ilgili yaptığı açıklamalar aşağıda yer almaktadır :

Şofben zehirlenmesi

HAVALARIN soğumaya başlamasıyla basınımızda ısıtma araçlarından zehirlenmelerle ilgili haberlerin yoğunlaştığını görüyoruz. Son günlerde bu yönde en yoğun olarak, şofben kullanımı nedeniyle olan ölümleri görüyoruz. Yıllardır devam eden, "şofbenden sızan gazdan zehirlendi" şeklindeki haberler de bunlar arasında yer alıyor. Haberin yaklaşımı bu şekilde yanlış olunca, uyarıcı etkisi ortadan kalkıyor. Yıllardır sürüp giden bu ölümler devam ediyor ve her olay gazete sayfalarında birkaç satır olarak kalıyor.

Öncelikle, tüp gaz olarak adlandırılan LPG gazının zehirli olmadığını belirtmek istiyorum. Eğer gaz sızması söz konusu olsaydı, zehirlenme yerine, yangın ve büyük bir patlama olurdu.

Bazı olaylarda gördüğünüz gibi, sızan gaz havayla karıştığı zaman, yanıcı özellik kazanıyor. Bir elektrik düğmesinin açılması sırasında oluşan minik kıvılcım bile, bu karışımın patlamasına ve yanmasına neden olur. Hiçbir kıvılcım ve ateş olmadan sızan gazın, her tarafı kapalı olan bir odayı doldurması halinde, gaz havanın yerini alacağı için, bu ortamdaki bir kişinin havasızlıktan ölmesine neden olacağı düşünülse bile, gaza katılan özel koku, uykuda olan bir kişiyi bile uyandırarak, bu sonucu önleyici olacaktır.

"Öyleyse bu insanlar neden öldü" dediğinizi duyar gibi oluyorum. Bu olaylardaki ölüm nedeni, gazın yanması sırasında, banyo odasında bulunan havadaki oksijenin tamamına yakın bölümünün kullanılması sonucu oksijen yetersizliğidir.

Bilindiği gibi, bir maddenin yanması için oksijene ihtiyaç var. Şofbenler de içinden geçen suyu anında ısıtmak için, bol alevle yanan gereçlerdir. Hele uzun süren bir banyo sırasında, çok bol miktarda oksijen tüketilir.

Banyo yaparken ıslak ve çıplak olduğu için, herkes buranın sıcak olmasını ister ve bu nedenle kapı ve pencereler sıkı sıkı kapatılır. Böylece oksijeni bol, taze hava girmesi engellenmiş olur. İnsanın yaşaması için de oksijen gereklidir. Banyo odasındaki oksijen, gazın yanmasında kullanılınca, banyo yapan insanın yaşaması mümkün olamaz.

Bu durumda hatıra, "insan havasız kaldığını, ölmekte olduğu fark etmez mi" sorusu gelebilir. Evet, oksijensizlik bazı belirtiler verebilir ama, başlangıçta bunun farkına varılmayabiliyor. Farkına varıldığında da ileri derecede güçsüzlük ve kas krampları nedeniyle, hareket ederek bu ortamdan kurtulmaya imkan bulamıyor.

Şofben banyo dışına takılmalı

Öncelikle, her tarafı kapalı, hava almayan, küçük mekanlarda, yanma suretiyle ısıtan cihazların kullanılmaması gerekir. Özellikle banyo gibi, hava dolaşımının az olduğu yerlerde kalorifer yoksa, banyo odasının ısıtılması için, duvara asılan elektrikli ısıtıcıların kullanılması yararlıdır.

Dikkat edilecek husus, bu aletin su sıçramayacak bir yere konulmasıdır. Su ısıtmada da mümkünse elektrikli termosifonlar kullanılmalıdır. Eğer şofben kullanılmak isteniyorsa, bu cihazın banyo dışında bir yere monte edilmesi şarttır. Ülkemizde bu yönde bilinç ve zorlayıcı hükümler olmadığı için, şofbenlerin çoğu banyolara takılmaktadır. Hele son zamanlarda "Kombi" adıyla pazarlanan kat kaloriferi ve su ısıtıcısının bir arada olduğu cihazların, eğer hermetik özellikte yani kullanacağı havayı dışardan alan türde değilse, banyolara kesinlikle takılmaması gerekir.

İyi Çeken Bir Bacaya bağlanmalı

Şofbenlerin banyoya takılmış olması halinde, bacayla bağlantısının iyi olmasına dikkat edilmelidir. İyi çeken bir bacaya bağlanmamış şofbenlerde, yanmış, oksijeni tükenmiş hava, banyo içinde kalacağı için tehlike daha büyüktür. Şofbenin kullanılması süresince, banyo odasına taze hava girişi sağlanmalıdır. Kapının ya da pencerenin hafifçe aralanması oksijenli hava girişini sağlayacaktır.

Şofbenle suyu ısıtırken, havanın ısınması için, seyyar soba, piknik tüpü gibi, yanma suretiyle ısı veren bir cihazın daha banyoya alınması çok büyük tehlikedir. Bunun yerine, yukarıda da değindiğim, elektrikli ısıtıcılar tercih edilmelidir.

İlk yardım

Banyo yaparken durumunun kötüleştiğini fark ederek dışarıya haber vermeyi başarabilen kişilere ilk yardım uygulanması gerekir. İlk olarak yapılması gerekli şey, şofben gibi, soba gibi oksijen tüketen cihazların söndürülmesidir. Daha sonra kapı ve pencereler açılarak oksijenli hava girmesi sağlanmalı ve hasta açık havaya çıkartılmaya çalışılmalıdır. Hastanın nefes alıp almadığı ve kalbinin atıp atmadığı dikkatle kontrol edilmeli, kalbi atmıyorsa, kalp masajı, solunumu yoksa yapay solunum yapılarak en kısa zamanda tıbbi yardım sağlanmalıdır.

Diğer ısıtıcılar da aynı

Gazetelerde haberler çıktığı için olayı şofben açısından ele alarak inceledik. Yanma şeklinde ısı üreten borusuz bütün ısıtıcılar için aynı kurallar geçerli. Benzer şekilde bacanın iyi çekmediği tüm ısıtıcılar benzer tehlikeleri taşıyor. Kullandığınız sistemin ne gibi riskler taşıyacağını lütfen iyi öğrenip en küçüğüne varıncaya kadar, tüm önlemleri almayı ihmal etmeyin.

Betonlaşma

Kocaeli Büyükşehir Belediyesinde Ulaşım Denetim Müdürlüğü yapan okul arkadaşım İç Mimar Mecit YILDIZ'dan 30 yıl sonra bir mesaj aldım. Bu mesajda "Bendeniz hala İstanbul'dayım.. Ah İstanbul !... Nerede o eski İstanbul? Her tarafı beton yığınlarıyla doldu, gökdelenler güzelim görünüşü yok etmek üzere. Şimdi İstanbul'u tanıyamaz oldum..." diyor.

Bir Süleymaniye'nin asaletini yansıtan her hangi bir eser, bir anıt, bir yapı gördünüz mü son yıllarda. Mimarlardan, Mühendislerden, bilim adamlarından oluşan ekipler yönetmiyor şehirlerimizi... Oy avcılarının gölgeleri dolaşıyor her tarafta. Siyaset rüzgarları karartıyor tarihimizi...

Size bir tavsiyem olacak Eyfel Kulesinin en üst katına çıkın üç asır öncesini seyredin... 30 yıl öncesini değil. Ancak gerçekleri ve insanları böyle tanımış ve anlamış olacağız!

Paris - 15.03.2006

DOĞAL AFET Mİ, İHMAL Mİ?

Üzeyir Lokman ÇAYCI

Üzeyir Lokman ÇAYCI

İç Mimar - Endüstri Tasarımcısı

° Beykoz'da 1000 , Sarıyer'de 800 evi su bastı... Derelerin kaynaklarından itibaren geniş bir alanda iki veya üç kanallara ayrılarak akışları sağlansaydı bahsedilen tahribat yaşanmayacaktı. Mevcut derelerin yerlerine daha derinlere alınarak büyük çaplı kanalizasyon boruları yerleştirilmeliydi!

° Trafik sorunları da yağmur yağışlarıyla ortaya çıkan manzaralar gibi çarpık şehirleşme sonucu önemli ekonomik kayıplara sebep olmaktadır.

° Oy hesaplarıyla kaçak yerleşimlere tolerans gösterilmesinin göstergesi karşımıza acı sonuçlar olarak çıkmaktadır. İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı : "Gerekli tedbirleri aldık..." derken ne yazık ki hiç bir tedbirin alınmadığını da gördük! Bu tür dayanaksız demeçlere geçmişte olduğu gibi, gelecekte de devam edileceğini biliyoruz. İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı'nın tek yapacağı iş istifa ederek görevini ehline bırakmasıdır.
Son yıllarda duyduğumuz olaylar bu anlayıştaki görevlilerin hizmet dışında başka işlerle uğraştıklarının bir işareti midir?

NE YAZIK Kİ TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA DA YAPILMIYOR!

1980'li yıllarda Almanya'da ben bizzat inşaatlarda çalışarak yağmura karşı oralarda alınan önlemleri görmüştüm.
Mesleğim itibarıyla o zamanlar endüstrileşmenin ülkemizdeki seviyesini ve politik oyunların, partizanlıkların ve bunlara bağlı olarak hizmet anlayışlarının tahribatlarını sezmiştim.

Büyük çaplı delikli kanalizasyon borularının üzerine alttan itibaren dökülen cebeci mıcırı ve çakıl taşı dediğimiz yukarıya doğru gittikçe küçülen katmanlar halinde en üste parke taşlarının döşendiğini ve parke taşları aralarına da kumların sıkıştırılarak konulduğunu görmüştüm. Sicim gibi yağan yağmurların yukarıdan aşağıya doğru en ufacık bir su birikintisi olmadan nasıl delikli kanalizasyon borularına ulaşarak süzülüp gittiğini farketmiştim.
Hatta ta o zamanlar bir çok defa sel felaketleri yaşanan büyük şehirlerimizin bizat belediye başkanlarının adlarına bu konuda şemalarla görüşlerimi aktarmıştım. Bırakın teşekkür etmeyi en ufak cevap dahi alamamıştım.
İstanbul Belediye Başkanı televizyonlar aracılığıyla yaptığı son açıklamalarıyla yağmur beklendiğini ve gerekli önlemlerin alındığını duyurdu.
Ama ne yazık ki alınan bu günlük önlemlerle ilgili geniş ve ferahlatıcı bir açıklama yapamadı.
Yani bu açıklamalar bugüne kadar duymaya alıştığımız politik demeçlerden farklı değildi. Felaket öncesi bu tür nutuklar, felaket sonrası da hiç bir sorumlulukları yokmuş gibi boy göstermeler yadırgamadığımız biçimdeydi...

İMAR FELAKETLERİNİ MEVCUT BELEDİYE BAŞKANLARI ÖNLEYEMİYORLAR

Yağmur sonrası oluşacak can ve mal kayıplarıyla ilgili bugüne kadar ciddi hiç bir önlem alındığını gördük mü?... Görmedik! En iyisi siz yine "Seninle bu millet gurur duyuyor!" diye meydanlarda size bu acı anları yaşatanları kamçılayıcı taltiflere devam edin... Oylarınızla destekleyin ki evlerinizi tekrar su gölleri haline getirsinler, yollarda belinize kadar sular içerisinde yürüyerek can havliyle çırpınma anlarını size tekrar tekrar yaşatsınlar...
Lütfen bu fırsatı onlara verin...

Daha önce Edirne bölgesinde oluşan sel felaketleriyle ilgili yazdığım "Şehirleşme" konulu yazıma gönderilen yoğun mesajlarda vatandaşlarımıza hizmete talip olan Belediye Başkanlarından Başbakanlara kadar bugüne kadar parlak demeçlerin haricinde bu yönde ciddi bir çalışma yapıldığını görmediklerine dair ifadelerin yer alması oldukça düşündürücüydü!

FACİADA 39 ÖLÜ

İki günde çeşitli illerdeki kayıp sayısı 39'a yükseldi.

Batman'da selden doğan zarar 14 milyon YTL... 11 kişi de öldü.

Sağanak yağışlar nedeniyle Diyarbakır'ın Hani ilçesinde 22 evi, Silvan'da da 250 ev ve iş yerini su bastığı belirtildi.

Mardin'in Midyat İlçesi'ne bağlı Şenköy ile Çavuşlu beldeleri, dün saat 19.00 sıralarında başlayan ve sabaha kadar yağan yağmur nedeniyle su altında kaldı. İki beldede 250'den fazla evi su bastı. 100'den fazla hayvan telef oldu.

Bitlis'te 5 günden bu yana devam eden yağışlar özellikle, Mutki ve Adilcevaz ilçelerinde sel baskını ve heyelana yol açtı. Mutki-Meydan karayolu ile 26 köy ve mezraların yolu heyelan yüzünden ulaşıma kapanırken, köylerde yaşayan yaklaşık 200 kişi mahsur kaldı.

Van'ın Başkale ilçesinde etkili olan sağanak yağış nedeniyle bir ahırın çökmesi sonucu 500 küçükbaş hayvanın telef olduğu bildirildi. Başkale Kaymakamı Ali Aslantaş, ilçenin Işıklı köyünde etkili olan sağanak yağış nedeniyle bir ahırın çökmesi sonucu 500 küçükbaş hayvanın telef olduğunu söyledi.

Urfa'da sel nedeniyle 140 evin yıkıldığı söylendi.

KISA DÖNEMDE ALINAN ÖNLEMLER

Şanlıurfa Valisi Yusuf Yavaşcan'ın, 6800 nüfuslu Harran İlçesi'nin boşaltılmasını istediği belirtildi.
Daha önceden geleceğe dönük çalışmalar yapılsaydı, bu sıkıntılar yaşanır mıydı?

Kısa dönemler içinde alınan önlemler, ambulanslar hazırlamak, çadırlarla destek olmak ve ölenlerin sayılarını tespit etmek ve onların cenazelerinin taşınması için mï?
İş gücü kaybını ve ekonomik çöküntüyü önleyecek geniş çaplı önlemlerden can kayıplarını ortadan kaldıracak projelerden ne yazık ki hiç bahsetmiyorlar!

Belediye Başkanlarının doğuda bölge halkına ekonomik yardım amaçlı koyun dağıtımı yaptıklarını açıklamalarından önce doğal afetlerden bu koyunların nasıl korunacakları yönünde en ufak bir araştırma yaptıklarını duymadım.

Boş verin koyunları düşünmeyi ilk açıklamalara göre sel felaketleriyle Diyarbakır'da ölen 17 kişinin veya Şırnak'ta ölen 3 kişinin ölümleri gibi ölümlere rağmen Belediye Başkanlarının veya yetkililerin insan hayatının korunması yönünde gerek alt yapı çalışmaları, gerekse yol güvenliği açısından önceden ne gibi önlemler aldıklarını biliyor muyuz?

BATI ÜLKELERDEKİ ÖNLEMLER HİÇ FARKEDİLMİYOR!

Avrupa ülkelerine politik amaçlı gidenler Paris'te veya Roma'da aşırı yağmur yağışlarına karşı ne gibi önlemler alındığını hiç inceleme fırsatı buldular mı?
Yıllardır yaşadığım Paris'te ben hiç sel felaketilerine rastlamadım. Oluk gibi yağan yağmurlara rağmen yağmur sularının süzülüp gittiğini ve en ufacık bir su birikintine şahit olmadım.
Seine Nehri'ne "Paris'in bağırsakları" denmesinde gizli her şey... Bir çok kanaldan oluşan Sein Nehri'nden elektrik üretiminden tutun da taşımacılığa kadar bir çok alanda faydalanıldığını görüyoruz.

DAHA ÖNCEKİ FELAKETLERDEN HİÇ DERS ALINMIYOR!

Türkiye'yi tehdit eden doğal afetler arasında sel, depremlerin ardından 2. sırada yer alıyor. 1955 ve 2002 yılları arasında 1.308 sel felaketlerinin meydana geldiğini biliyoruz. Bu olaylarda, 1.235 kişi yaşamını yitirdi. 61 bin konut yıkıldı veya kullanılamaz hale geldi.
Uluslararası Afet Veri Tabanı EM-DAT verilerine göre, 1903 ile 2006'nın Haziran ayı arasında Türkiye'de 32 büyük sel felaketi meydana geldi. Bu olaylarda 1.272 kişi yaşamını yitirdi, 99 bin kişi evsiz kaldı. Söz konusu sellerin toplam maliyeti de yaklaşık 2,2 milyar dolar oldu.

Ne yazık ki günümüzde hiç birimiz geriye bakarak bunlardan ders almayı düşünmedik!

Bütün sorunlar politik hesaplarla ve geleceğe dönük olmayan, gelişigüzel ve plansız şehirleşmelerden kaynaklandı... Yöneticilik ve şehircilik tecrübeleri olmayan insanlar tarafından yönetilip yönlendirildik.
Son yıllarda gördüğümüz felaket seviyesindeki mimari ve politik yapılanmalar ise bu yöndeki tehditleri ifade etmeye yetti!

Bu gün hâlâ yerleşim bölgeleri yol seviyelerinin altlarında tesis ediliyor. Çukurlarda inşa edilen yapılanmalar, kanalizasyon yapılanmalarının düzensizliği veya elverişsizliği de tehlikelere ve felaketlere sebep olabiliyor. Tamir, inşaat veya kurgular esnasında dahi güvenlik önlemlerinin ve işaret levhalarının yetersizliği veya bulunmayışı ağır kazalara ve can kayıplarına sebep olabiliyor.

YAĞMURLARDAN FAYDALANMA YERİNE ZARARLARINA SEYİRCİ KALINIYOR!

Yağan yağmurların bazı alanlarda adeta hunileştirılme yöntemleriyle bir araya toplanarak değerlendirilmeleri hiç akıllardan geçirilmiyor.
Şehri bir ağ gibi kuşatacak kanallar ve barajlar oluşturularak balıkçılık, elektrik üretimi ve ulaşım da geliştirilmelidir.
Yerleşim bölgeleri de ağaçlandırılmak suretiyle bu kanallardan yükseklerde tutulmak suretiyle tesis edilmelidir.

İnsan sevgisi taşımayanlar göz dolduran ciddi hizmetler yerine İslamî görüntü altında İslam'a uygun olmayan yöntem ve tavırlarla ülke topraklarını pazarlayarak ve Ali Dibo oyunlarıyla zaman kaybediyorlar...
İlgisizlik ve umursamazlıklar içinde olanlar sadece insanlarımızı ve hayvanlarımızı etkilemiyorlar, bir milletin geleceği ve tarihiyle de oynuyorlar!

02.11.2006